KARADENİZ’İN SESİ: KEMENÇE
Karadeniz’in sesi olan kemençe üzerine bugüne kadar birçok yapım yapılmışken, “Neden bir yenisi daha?” sorusu akla gelebilir. Bu sorunun cevabı aslında filmin ortaya çıkış sürecinde saklı.
2003 yılında, okulun bitmesine sayılı aylar kalmıştı. Aile dostlarıyla yapılan bir sohbet sırasında Mahmut amcamın söylediği bir cümle zihnimde yer etti: “Karadeniz’in kemençesi ve bıçaklarıyla ilgili bir proje yapabilir miyiz?” Bu fikir o an için ulaşılabilir görünüyordu. Sonuçta ben de Karadenizliydim; kemençeye, tulum ezgilerine yabancı değildim. Ancak o dönemde önceliğim okul bitirme projemdi. Bu nedenle ortaya atılan bu fikri bir kenara not ettim ve beklemeye aldım. Yine de içten içe araştırmaya devam ediyordum.
Yıllar geçti. İş hayatı, koşuşturma derken 2011 yılına geldiğimizde, 2003’te rafa kaldırılan bu projeyi yeniden ele alma kararı aldık. Bu süreçte Mahmut amca sadece kemençe çalmakla kalmamış, kendi kemençelerini üretmeye de başlamıştı. Çalışmalara, yaptığı kemençelerin fotoğraflarını çekerek başladım. Ardından yapım sürecini kamerayla kaydetmeye başladım. Başlangıçta amacımız, bu üretimi tanıtmak ve internet üzerinden satışına destek olacak bir içerik hazırlamaktı. Ancak her akşam çekimleri bilgisayara aktarıp izlediğimde aklımda aynı soru dönüp duruyordu: “Bu malzemeden nasıl bir film çıkar?”
Zamanla fark ettim ki elimizde sadece bir tanıtım çalışması değil, bir hikâye vardı. Üretim sürecini, emeği ve kültürel bir değeri anlatan bir hikâye… İşte bu noktada proje yön değiştirdi ve bir belgesel filme dönüştü.
Film, Mahmut amcanın kemençe yapımına duyduğu ilgi üzerinden ilerlerken, aynı zamanda kemençenin müzik kültüründeki yerini de görünür kılmayı amaçlıyor. Karadeniz’e özgü ezgilerin yanı sıra, bu enstrümanın farklı yörelere ait melodileri de taşıyabildiğini görmek, benim için sürecin en öğretici taraflarından biriydi. Çekim süreci yaklaşık bir yıl sürdü. Bu süre boyunca hem yönetmenliği üstleniyor hem kamerayı kullanıyordum. Çekimler tamamlandığında ise belki de en zorlu aşama başladı: Kurgu.
Kurgunun, bir filmin gerçek anlamda kurulduğu yer olduğunu bu süreçte daha derinden anladım. Normalde bir kurgucuyla çalışılması gereken bu aşamada, bütçe yetersizliği nedeniyle her şeyi tek başıma yapmak zorundaydım. Bu durum, zihnimde kurduğum filmsel yapıyı aktarmayı zaman zaman zorlaştırdı.
2012 Eylül’ünden 2013 Şubat’ına kadar geçen süreçte filmin kurgusu defalarca değişti. Her değişiklikte hikâyeye biraz daha yaklaştım, ama aynı zamanda neyi anlatmak istediğimi yeniden sorguladım.
Sonunda şunu fark ettim: Bu film yalnızca bir enstrümanın hikâyesi değil, bir emeğin, bir kültürün ve bir ustalığın izini sürme çabasıydı.
